|
“Dehanın %
99’u ter, %
1’i ise hünerdir.”
Thomas Edison
23 Haziran 1954 tarihinde İskenderun’ da dünyaya geldim. Ailem bir
taraftan Kerkük , diğer taraftan Selanik kökenlidir. İlk ve Orta tahsilimi
İskenderun’ da, yüksek öğrenimimi
ise 1972 – 1976 yılları arasında Ankara’ da işletme konusunda tamamladım.
1977 – 1978 yıllarında, askerlik hizmetimi yedek subay komando olarak, önce
Eğirdir Dağ ve Komando Tugayı , daha sonra ise Kayseri Hava İndirme Komando
Tugayı’nda yaptım. Türkiye’mizin çok sıkıntılı
ve çalkantılı bir
devrinde görev yapmak bazı zorluklarının yanı sıra, üzerimde oldukça
olumlu tesirler bıraktı. Bedeni ve moral dayanıklılığı , insan gücünün
sınırlarını zorlamayı öğrendim, rezerv güçlerimin farkına vardım ,
birtakım korkularımı yenmeyi başardım. İradem pekişti , zor durumlarda hızlı
karar verme yeteneğim gelişti. Aradan geçen otuz yıldan sonra bugün de üzerimizde
emek ve hakları olan kıymetli ve fedakar komutanlarımı teşekkürle hatırlıyorum.
Vatani görevimi yaparken hayata dair pek çok bilgi edindim.
Bu bilgilerden hep yararlandım ve hizmet ettiğim kişilerle bunları
paylaşıyorum.
1976 yılından beri inşaat , ticaret ve sanayi sektörlerinde iş
adamı ve profesyonel yönetici olarak faaliyette bulundum ve bu türden çalışmalarım
halen devam etmektedir.
Evli ve iki çocuk babasıyım. İki de, dünya tatlısı torunum var.


1979
senesinde geçirdiğim bir inşaat kazasında omurlarım zarar gördü , hasara
uğradı. Doktorlarım gövdemi tümüyle alçıya aldılar ve uzun süren bir
tedavi safhası geçirdim. Çok genç yaşımda uğradığım bu sıkıntılı
olayın etkisiyle hareket edememenin, yürüyememenin ne demek olduğunu yaşayarak
gördüm. Başkalarının hizmetine bağımlı kalmayı ve çaresizlik hissini
bizzat tanıdım. Hayata küsmek ile yaşamaya sımsıkı sarılmak arasındaki
ince çizgide gittim geldim. Kendimi çabuk toparladım. Bütün gücümle iyileşmeye
yoğunlaştım. Nihayet değerli hekimlerimin gayretleri sonucunda belirli bir süreç
içerisinde iyileşmeye başladım ve eski sağlığıma kavuştum.Bu hadise
beni, hekimlik mesleğinin kutsallığı , insanın düşünce gücünün büyüklüğü
ve iyileşme iradesinin tedavideki önemi konularında incelemeye yapmaya yönlendirdi.
Bioenerji tıbbına ilişkin ilgi ve merakımın etkisiyle, 1980 yılından
başlayarak bu konuyu araştırmaya yöneldim. Dünyada ve Türkiye’ de bu
konuda yapılan çalışmaları çok yönlü olarak takip ettim. Fakat ,
muhtelif bioenerji uzmanlarının uygulama şekillerini bilip öğrenmekle
beraber etkileri altında kalmadım. Başkalarını taklit etmek gibi bir kolaycılığı
kendime yakıştırmadım. Bioenerji tıbbı konusunda özgün bir metod arayışına
giriştim. “YazIlan yazIlmIş ,
asIl yazIlmayanI yazmalI” ilmî düsturuna uyarak kendi özgün tedavi yöntemimi
geliştirmeyi hedef aldım. Bir bilim araştırmacısı olarak kabul edilmiş
her türlü kalıbın ve topluma uzun zamanlardır yerleşmiş olan alışkanlıkların
ve hatta kendi bilgi ve tecrübelerimin dışında düşünebilmeyi bilimsel bir
tavır olarak benimsedim. “Uydum Kalabalığa” zihniyetinin daima dışında
hareket ettim. Bioenerji tıbbına ilişkin olarak yapılmakta bulunan bazı
uygulamaların; şekle dönük, bir takım merasimler (rütieller) içeren ,
ispatlanmamış teorilere dayalı ve ilmî esastan yoksun olduklarını tesbit
ettim. Merasim ile gerçek ilmin birlikte bulunamayacağını gördüm. Bir
yerde şekilden bahsedilmekte ise orada hakikatin yer almadığını gördüm ve
idrakine vardım. Bu anlayışla şekilcilikten daima uzak durmamı sağlaması
isteğiyle kendimi “Mükemmellik Sadelikte Gizlenmiştir” prensibiyle kayıt
altına aldım. Gösteri ve gösterişten daima uzak durdum , sadece gerçek
ilmin peşinden gittim. Hür düşünceye bağlı kaldım. Aziz Atatürk’ün
“Hakikatleri söylemekten asla korkmayınız” sözünün tatbikatçısı
oldum. Bilimsel ilerlemem yolunda toplumdan ve bioenerji konusunda çalışan kişilerden
gelebilecek itiraz ve eleştirilerden çekinmeden yürüdüm. Çünkü ;
Hakİkat Konuşmaya BaşladIğInda ;
Cehalet Öfkelenİr ,
Taassup Tedİrgİn Olur ,
İlİm , Kulak Kesİlİr Dİnler.
Böyle olacağını daima hatırımda tutarak çalıştım , özgür düşünceye
bağlı kalmaktan hiçbir zaman taviz vermedim. Tıp biliminin hizmetinde
kullanmak üzere, değişik bir alanda süregelmekte olan Madde transferi konulu
çalışmamın yanı sıra , milletimizin daha ileri bir sistemle yaşayabilmesini
sağlamak yolundaki birtakım sosyal tasarılarımı bu sitenin HÜR DÜŞÜNCE
bölümünde sayın okuyucularıma arz
ettim.
Bioenerji ilminin, bünyesinde Kuantum fiziği ve moleküler biyoloji
bilimlerini de barındırdığını tesbit ettim ve bu konular üzerinde çalıştım.
Bioenerji tıbbının organizma üzerindeki fiziksel ve kimyasal etkilerini görüntüleme
merkezlerinden aldırdığımız çalışma raporlarıyla yakından gördüm:
Muhteşem bir etki! Çalıştıkça bioenerji ilmine olan hürmet ve hayranlığım
ve Tanrının en muhteşem eseri olan insan bedenine karşı hayretim arttı.
“Yaptıkları iş dolayısıyla Allah’ın kudretini, azâmetini en yakından
bilenler hekimler ve ziraatçilerdir ” denilir ; çok doğruymuş. Bioenerji tıbbının
kendine özgü yapısını ve çok ince kanunlarını kavrayamayanların hayret
ve inkârlarını hoşgörüyle karşıladım ve gücüm yettiği ölçüde
onları bilgilendirmeye gayret ettim.
Hz. Ali’nin ; “Ey
İnsan ; sen kendİnİ küçük bİr varlIk zannedersİn , oysa kİ ; alem-İ ekber ( evren , kaİnat ) sende dürülüp
gİzlenmİştİr” şeklindeki yüksek hitabı ışığında insan-evren benzerliğini
ve beraberliğini araştırmaya başladım. İnsan – evren bütünlüğünü
ve insanın dışarıdan görülebilen yapısının ( bedenin fiziksel cephesi )
yanında ondan çok daha büyük olan iç aleminin ( bedenin düşünce cephesi
) farkına vardım. İçsel arınmanın bioenerji (kozmik hayat akımı)
uygulayabilmenin temel şartı olduğunu görerek içsel engellerimle çok çetin
bir mücadeleye başladım. Sonunda kendimin farkına vardım ve iç barışa
ulaşarak rahata kavuştum (Bkz. sitemizin "Bioenerjist kimdir?" bölümü ). Kozmik hayat akımını (Bioenerji) MERCEK KONUMUNA
GELEREK yoğunlaştırabilmenin ancak bu şartla mümkün olduğunu, uygulama
yoluyla tesbit ettim. Yaratılışımın özündeki manayı kavradım. Bu görüş
ile bioenerji tıbbına gönül verdim ve kendimi bu yüksek ilme adadım.
Yüce Allah kudretinin büyüklüğü icabı olarak ; her yarattığını TEK
yaratır. Bir kişinin aynısından ne bundan önce yaratmıştır, ne de bundan
sonra yaratacaktır. Herkes tekdir. Bir benzeri yoktur. İşte bu hakikat
dolayısıyla, şayet kişi olgunlukla düşünebilme yeteneğine ulaşabilirse, bu
TEK yaratılmış olmasının onurunu gönülden hisseder. Daha sonra da,
bilincine vardığı bu onurla bağdaşan güzel işler yapmağa kendini borçlu
hisseder. Varoluşunun ve benzersiz yaratılmışlığının teşekkürünü
yapabilmek için, kendi alanında bütün gücüyle topluma hizmet etmeğe
koyulur. Elbette ki ; Değerli kişilerden ilim ve edep öğrenmek birilerine
benzemek çabası anlamına gelmez. İnsan ömrü boyunca ilim ve edep öğrenmeye
muhtaçtır.
Bu adayış ve farkındalık ile kendi içime yöneldim. “İlim kalbe
gelen bir feyz-i ilahidir” yüce sözü gereğince kalbimi bu akışa hazırlamak
amacıyla bütün dikkatimi içsel arınma konusuna topladım. İlmin menbaının
(kaynağı) da , menzilinin (ulaştığı
yer) de kalp olduğunu görüp anladım. Bu cesaretle bioenerji ilmine yöneldim
ve bunu menbaından tahsil ettim. Teferruatla dikkatimi dağıtmadım. Bu coşkuyla
bütün gücümle bioenerji konusunda çalışmaya başladım. “Çalıştıkça
artar , çalıştıkça gelişir” bilimsel prensibine uyarak yılmak bilmez
bir yürüyüşe başladım. Kendi içimdeki uzaya yöneldim. Bioenerji tıbbında
kendime özgü bir tedavi ekolü kurdum. “ÜÇLÜ EKOL” adını verdiğim bu
özgün metot ; Bioenerji, Açık Hipnoz ve Psikoterapi
bilimlerinin tedavi sırasında birlikte ve aynı anda uygulanmasından
ibarettir.

Sevgi.... Herşeyin özü sevgi....
Prensip olarak bugüne kadar medyada kendimi tanıtmak üzere hiçbir
girişimde bulunmadım. Sadece saygın kuruluşlardan gelen davetleri geri çevirmeyerek
konferans, kongre, grup seansları vs. yapmak üzere çeşitli etkinliklerde
bulundum. Bioenerji biliminde
ilerlemek isteyen, topluma saygılı kişilere ekolüm ve uygulamalarım ile örnek
olabilmeyi umuyorum.
Ünlü Amerika’lı sinema sanatçısı , düşünce insanı ve yazar
Shirley Mclaine ‘nin DIŞARIDA HİÇ
BİR ŞEY
VAR adlı eseri de
yukarıda belirttiğim anlayışın, yazarın üslubuyla başka bir türlü
ifadesi gibidir. (Akaşa yayınları
, 1992 ) . Fakat belirtmeliyim ki , bu kitabı içe yönelişi ön gören temel
anlayışı bakımından doğru bulmakla birlikte , içinde geçen bazı bölümleri
tamamen onaylamıyorum.
Türk milletinin ünlü bilginlerinden Mevlana Celaleddin-i Rumî’ nin
gelişmesinde de buna benzer bir geçiş vardır : Celaleddin Hoca kendi çağının
bütün ilimlerini en iyi derecede öğrenmiş, yazılmış eserlerin neredeyse
tamamını okuyup özümsemiş biri olduğu halde , bir türlü iç
rahatlığına kavuşamamıştır. Bu hal içerisinde hep kendinde temelden bir
noksanlık görmüş ve bunu tamamlayamamış olmanın huzursuzluğuyla yaşamaktadır.
İşte bu düşüncelerle çok dalgın bir vaziyette yanında öğrencileriyle
birlikte atının üzerinde Konya çarşısından geçmekte iken atının yularını
tutan birisi yürüyüşü durdurup Celaleddin Hoca’ya hitaben “Celaleddin
Hoca!... Celaleddin Hoca!... bu güne kadar hep başkalarının yazdıklarını
okudun!... artık kendini oku!...” demiştir. Bu yüksek hitapta senelerdir
aradığı cevabı bulan Celaleddin Hoca yaşadığı heyecanın etkisiyle
kendinden geçmiş ve atının üzerine yığılarak oradan yere düşmüştür.
Birisinin Celaleddin Hoca’ nın yolunu kestiğini görerek hayret ve öfkeyle
olaya şahit olan öğrencileri ve çarşı esnafı daha sonra o şahsın
Celaleddin Hoca’ yı “Mevlana” yapan büyük alim Şems-î Tebrizî
Hazretleri olduğunu öğrenmişlerdir. Bu zat Celaleddin Hoca’ yı kendi iç
alemiyle tanıştırmış ve kendisinin farkına varmasını sağlamış olan kıymetli
hocasıdır. Bu gün tüm dünyanın takdirle okuduğu “MESNEVİ” işte bu
farkındalıktan sonra verilen bir eserdir.
İlmî şahsiyeti ve değerli eserlerinden feyiz almaya çalıştığımız
büyük ilim adamımız kıymetli insan Prof. Dr. Sayın Oktay Sinanoğlu ;
MATEMATİK + BİLİM + GÖNÜL
derken işte bu inceliği
belirtmiş, gönül cephesini kurmadıkça bilimin de gerçek
bir ilerleme kaydedemiyeceğini ifade
etmiştir. ( TÜFEKÇİOĞLU M.
Turgay - Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu Ve Türkçe
Matematik + Bilim + Gönül. 315s
)
En samimi dileklerimden biri , bu yüksek ilmin bütün cepheleriyle araştırılmasını
ve varılacak tüm güzel sonuçlarıyla milletimizin
hizmetine girmesini sağlamaya yönelik olarak T.C. Devletinin himayesi altında
bir Bioenerji Enstitüsünün kuruluşuna önderlik etmektir. Bu enstitüde
değerli tıp hocalarımızın da katkılarıyla dört veya beş yıllık bir
akademik çalışma programı izleyerek resmen öğrenci yetiştirebilmeyi
kendim için bir milli görev sayıyorum. Bu amaçla üniversitelerle ve resmi
kuruluşlarla diyaloglarımı sürdürmekteyim. Ülkemizde dünya çapında özenilerek
bakılacak bir bioenerji enstitüsü
kuruluşu için uygun şartların sağlanması yolunda gayret göstermekteyim.
Bu anlamdaki en önemli gayretim güzel sonuçlar ortaya koymak şeklindedir. Bütün
bunlarla uğraşırken ilimde taş üstüne taş koyabilmenin ancak amatör bir
anlayışla mümkün olduğunu hiç gözardı etmedim.
“İnsan hal lisanıyla konuşmalıdır , dil lisanıyla değil” esasına
göre yaşayan birisiyim. Bu internet sitesini 2000 yılında yayına koyduğum
halde, kimliğimi anlatan bir bölüm açmaya bugüne kadar gerek duymadım.
Çünkü zaten tüm sitenin beni anlattığını düşünüyordum. Kendimi
uygulamalarımla ifade etmeyi uygun buluyordum ve halen de öyle düşünüyorum.
Ancak, 2006 yılı şubat ayında internet siteme kendimi anlatan bir bölüm
hazırlamaya giriştim. Bunu bir kısım ilgililerin haklı saydığım istek ve
uyarıları üzerine yaptım.
Çok değerli dostum , çalışma arkadaşım Dr. Yeşim Atak ile mesai
yapmamız dolayısıyla bioenerji çalışmalarımın, aldığım sonuçlar
itibariyle klasik tıp ekolünce ( Hipokrat tıbbı veya batı tıbbı da
deniliyor) de uygun olduğunu , herhangi bir sakıncalı yanının bulunmadığını
birlikte tespit ettik. Böylece çalışmalarımı daha büyük bir iç rahatlığı
ile, cesaretle sürdürdüm. Bundan başka benim bir şanslı durumum daha vardı
; özel merakım dolayısıyla çok öncelerden beri radyestezi ilmine ( ışınım
bilimi , titreşim bilimi ) vakıf birisi olmam bana bioenerji tıbbı (
hayatiyet ilmi , bioenerjetik arındırma bilimi ) üzerinde yaptığım çalışmaları
kontrol edebilme imkânını verdi. Bu sayede yolumu, yöntemimi ve eylemlerimi
radyestezi metoduyla ölçerek kritik etmek suretiyle reddettim
veya onayladım. Bu sayede ŞÜPHESİZLİK
HALİNDE bioenerji çalışmalarımı ilerletmeye muvaffak
oldum.
"Kadim tıp
bilimi" alimlerinin geleneğinden kendine yol bulan bir kişiyim. Bu itibarla
"bütüncü bir tedavi anlayışı" içerisinde çalışıyorum. Tedaviye kabul ettiğim
kişinin düşünsel ve fiziksel cephelerini hep birlikte ele alarak, topluca tedavi
ediyorum. yaptığım tıp hizmeti geniş bir açıdan bakıldığında "GERÇEK ANLAMDA
HAYAT DANIŞMANLIĞI" dır. Konuklarımın (Batı tıbbında yani alopatide "hasta"
şeklinde hitap ediliyor) Konuklarımın hayata bakış şekillerini değiştirmek,
idraklerini yükseltmek şeklinde çok ileri bir katkıda bulunmaktayım.
Kendilerinden gelen bilgi dönüşlerinde şahsen ve yakınlarıyla birlikte olan
yaşamlarının olumlu yönde değiştiğini yıllardır kaydetmekteyim. Bir hekimin
tadabileceği en yüksek mesleki mutluluğu böylece yaşamaktayım.
Hayat ne kadar da kısa…. İnsan ömrü çok daha uzun olabilseydi de,
ilgi duyduğumuz pek çok ilmi öğrenebilseydik.
|
Murat Soyer |
|
Bioenerjist |
|
Şubat – 2006 |
|