-TARİF-
Bütün canlılar hayat verici olan Yüce Tanrının katından üzerlerine devamlı surette gönderilen hayat akımını ( bioenerji ) alarak yaşarlar. Yaşamları boyunca bu hayat akımını bedenlerinde kullanırlar ve bir yandan da kullanılmış olanı atarlar. Bu kozmik hayat akımı ( kozmik bioenerji ) devamlı surette kullanılır ve kullanılan, yani hayatı sağlayan, görevini tamamlamış olan akım artık bir atık enerjiye dönüşür. Atık enerji haline dönüşen bu unsur da tabii olarak bedenden atılır.
Atık enerjinin bedenden atılışı insanlarda el ve ayakların parmak uçlarından olur.
Dünyamız da bir canlıdır. Kendi hayatının devamı için üzerine gönderilen kozmik hayat akımını ( kozmik bioenerji ) devamlı olarak alır, kullanır ve kullanarak atık enerji haline dönüştürdüğü enerjiyi de bedeninden dışarıya atar, yani uzay denizine bırakır. Dünyamız atık enerjisini iki noktadan çıkışlı şekilde atmaktadır. Birinci çıkış noktası manyetik kuzey kutuptur. Buradan güneye doğru arzın yüzeyini yalayarak geçen aralıklı atık enerji kanalları , daimi bir akışla uzay denizine bırakılır. İkinci çıkış noktası Doğudan Batıya doğru olup, Kuzey–Güney atık enerji kanallarını dik kesmek suretiyle yine arzın yüzeyini yalayarak devamlı bir akışla uzay denizine bırakılır. Coğrafya ilminde ve haritacılıkta sanal olarak düzenlenmiş bulunan meridyenler – paraleller gibidirler. Ancak ; dünyamızın atık enerjisinin akıtıldığı atık enerji kanalları fizikseldir, sanal değildir. Bu atık enerji kanallarının oluşturduğu yapıya KÜRESEL (GLOBAL) KAFES denir. Bu kafesin çizgilerine de KÜRESEL KAFES ÇİZGİLERİ denir.

Dünyanın yaratılışından beri toprak üzerine düşmüş bulunan , hayatı sona ermiş olan bütün organik maddelerin çürümesi, ayrışması ve toprağa karışması konusunda da bu atık enerjinin büyük katkısı olmaktadır . Hayatı sona eren fakat defnedilemeyen insanların cesetlerinin, ölen hayvanların bedenlerinin, toprağa düşen tarımsal organizmaların çürümelerinde, toprağa karışmalarında ve dönüşüm zincirinin çalışmasında yani, hayatın dönüşüm zincirinin işlemesinde, aslında atık enerji kanallarının böyle çok olumlu bir katkısı ve görevi de vardır.
Tarih boyunca insanlar, kendi devirlerinde mevcut bilgilerle sözü edilen organik maddelerin çürüme ve bozulmasını önlemek amacıyla çeşitli yöntemler kullanmışlardır. Piramitlerin inşası da bu yöntemlerden biridir ( konumu, yüzey açısı, yüzeyinin kaygan bir maddeyle kaplı oluşu dolayısıyla piramidin içine dünyamızın atık enerjisi girememekte, yüzeyinden kaydırılmak suretiyle gökyüzüne yönlendirilmekte ve piramitin içerisinde atık enerjinin giremediği korunmuş bir alan oluşmaktadır. ) bkz. Kaynak no: 9
Diğer çürümeyi önleme yöntemlerinden olarak sebze ve meyvelerin mağaralarda saklanmalarını ( yatak malı ürünler ) , kuzeyi kapalı alanların kullanılmasını sayabiliriz. Çünkü , kuzeyinde bir tepelik arazi olan bölgelerin üzerini Kuzey–Güney atık enerji kanalı yalamadan, tepe üzerinden aşarak geçmekte o arazi doğal olarak Kuzey-Güney yönlü atık enerji kanallarından korunmuş bir bölge konumuna gelmektedir, ama bu bölgeden Doğu-Batı yönlü atık enerji kanalları geçmeye devam etmektedir.
Bu bilgilerin sunulmasından sonra şimdi ATIK ENERJİ KALKANI projemizin temel hedefi olan önemli konuya girmek istiyoruz.
Dünyamızın , cehalet dolayısıyla insanlar tarafından asırlardır hoyratça ve insafsızca kullanılması ve özellikle 20. Yüzyıl insanları eliyle petrolün yakıt ve sanayi malzemesi olarak kullanılması , zirai ilaçların geniş çapta kullanılması , nükleer enerjinin ve nükleer silahların kullanılması , elektronik cihazlar ile manyetik dalga yayan unsurların gerekli koruyucu tedbirler alınmadan geniş çapta kullanılmaları, tarım ve hayvancılıkta hormon kullanımı, bitkilerin genetik yapısına bilinçsiz müdahaleler vb. eylemleri dolayısıyla dünyamızın kirletilme hızı zirveye çıkmış ve hepimizin mekanı olan bu muhteşem gezegen şu sırada çok ağır bir hasta durumuna getirilmiştir. Ekoloji ilmi bakımından 20. Yüzyıl tarihte “Karanlık asır” diye adlandırılacaktır. Yani 20. Yüzyıl medeniyet bakımından 100 üzerinden sıfır not almıştır . Bize göre medeniyet; tabiata, dünyaya ve dünya üzerinde yaşayan bütün canlılara karşı yüksek bir idrak ile gösterilen koruma ve saygı anlamında bir yaşayış tarzıdır. Ne yazık ki ; 20. Yüzyıl bencilliğin , arsızlığın ve saygısızlığın en ileri boyuta ulaştığı bir devir olmuştur. Oysa ki; teknoloji de, elektronik de, uzay çalışmaları da temelde insanlığa hizmet hedefli çalışmalardır. Fakat, bencillik parazit tesir oluşturmuş, dolayısıyla bu kutsal hedeften kayılması (hedeften sapılması) gibi bir netice hasıl olmuştur. Bunları dile getirirken çok samimi bilimcileri, ekolojistleri, ve çevre örgütlerinin kıymetli elemanlarını ve tabiata saygı bilinciyle yaşayan kişileri ayırıyor ve saygıyla anıyoruz.
Netice çok acıdır ve ortadadır. Dünyamız ağır hastadır ve koma halindedir. Bu tesbitimiz kişisel olmayıp, Birleşmiş Milletler Teşkilatınca düzenlenen 1992 Rio De Janeiro konferansı (konferans raporu için tıklayın) sonuç raporunda ifade edilmiştir . Dolayısıyla dünyamızın atık enerji kanallarının etkileri de , günümüzde tarihteki en yıpratıcı seviyesine yükselmiştir. Adeta hasta bir insanın hastalık unsurları taşıyan nefesi gibidir; nasıl ki hasta kişinin yattığı odaya dışarıdan girildiğinde ağır ve basık atmosfer hemen belli olup, anlaşılıyorsa , işte buna benzer bir durum söz konusudur.. Dünya yüzeyini Kuzey-Güney ve Doğu-Batı ekseninde sık bir ağ olarak yalayarak geçmekte olan atık enerji kanallarına muhatap bulunan tüm canlılar , başta insanlar olmak üzere giderek sağlıklarını kaybetmeğe mahkumdurlar. Günümüzde atık enerji kanalları bir "Doğal Tehdit", bir "Doğal Sağlık Bozucusu" durumundadırlar. Özellikle de bu iki yöndeki atık enerji kanallarının kesiştiği Düğüm Noktaları , orada devamlı oturan veya orada uyuyan kişi için başlı başına bir hastalık sebebidir. Bu düğüm noktası üzerinde uyuyan insan uykusu boyunca devamlı olarak yıpratılır, vücudunun koruyucu sistemi zaafiyete uğratılır. Çünkü ; uyuyan insan tüm hayat direncini tatil konumuna almış , korumasız bir şekilde istirahate çekilmiş , dalıp gitmiş durumdadır. Türkçemizdeki "uyuyanın üzerine kar yağar" deyimi bu hali anlatmaktadır.
Doğal ortamda yaşayan hayvanlar , yüce Tanrının kendilerine yaratırken verdiği içgüdülerinden yararlanarak atık enerji kanallarını hissederler ve üzerinde bulunmaz, uzaklaşır, yer değiştirirler. Evcil hayvanlardan kediler de evlerden geçmekte olan Atık Enerji Kanallarını hissederler ve asla kanal üzerinde yatmazlar. Ekonomik kıymet oluşturan hayvanlar ise ( besihanelerdeki, ahır ve kümeslerdeki büyük baş hayvanlar, küçük baş hayvanlar, tavuklar, tavşanlar vs. ) işyeri sahibi olan şahısların inşa ettiği mekanlarda mecburen durmaktadırlar, yerlerini seçme şansı kendilerine verilmemiştir. İşyeri sahibi yöneticilerin projemizin konusu olan Atık Enerji tehdidi hakkında bilgileri olmadığından , yer seçiminde sadece diğer unsurları dikkate almaktadırlar (elektrik hatlarına yakınlık, ulaşım yollarına yakınlık, su kaynaklarına yakınlık, tapulu arazide çalışmak zorunluluğu vb.).
Atık Enerji Kanalları karşısında insanların durumuna gelince ; insanların içgüdüleri hayvanlar kadar kuvvetli olmadığından bu akımı hissetmeleri kendilerinden beklenemez. Ancak, ilim yoluyla Atık Enerji Kanallarının geçtiği yerleri bulmaları ve bunlardan korunmanın çarelerini geliştirmeleri gerekmektedir. Zira Yüce Tanrı doğal yaşamın birer masum elemanı olan hayvanlara yüksek bir himaye ile yaratılışları sırasında avlanma, üreme, tehlikelerden korunma gibi standart ön bilgiler vermiştir. Hayvanlar bu sebeple arz yüzeyindeki Atık Enerji Kanallarını fark ederek uzaklaşabilmektedirler. Fakat, İnsan Allah’ın en yüce eseridir, böyle olduğu için de ilim öğrenmekle mükellef tutulmuştur. İnsan kendini ilim öğrenmekle koruyacaktır. İşte ; Atık Enerji Kanallarından korunma konusu da, ancak bu konuda ilim adamlarının yüksek bir gayretle çalışmaları ve ortaya çıkardıkları korunma yöntem ve prensiplerini toplumla paylaşmaları suretiyle mümkün olabilir. Biz de bu proje konusu “doğal tehdit” hakkında oluşturduğumuz koruyucu yöntem ve sistemleri kamuoyu ile paylaşmayı ve toplumda bilinç düzeyinin yükselmesine katkıda bulunmayı , bilinçlenerek sağlıklarını korumak için bizden istekte bulunan kişi ve kuruluşlara hizmet etmeyi istiyoruz.
Bu konuda bilimciler tarafından Orta Avrupa’ da yapılan ölçümlerde , Kuzey-Güney atık enerji kanallarının 20 cm. eninde 2,5 metre aralıklarla geçtiği ( yani her 2,5 metrede bir 20 cm. eninde bir atık enerji kanalı geçiyor) ve Doğu-Batı hattındaki atık enerji kanallarının ise 20 cm. eninde ve 2 metre aralıklarla geçtiği ( yani her 2 metrede bir 20 cm. eninde bir atık enerji kanalı geçiyor) tespit edilmiştir ( bkz. Kaynak no:1 ve no:2 Neufert ). Bu atık enerji kanallarının yüksekliği ise yaklaşık olarak 140 metredir. Yani bir binanın 40. katında bulunan bir mekandan da geçmektedirler. Dünyanın üzerinde yer aldığı konuma göre , bir arazi parçasının üzerinden geçen her iki yöndeki atık enerji kanallarının aralık değerlerinin değişik olma ihtimali vardır ve bu sebeple bizim Atık Enerji Kalkanı tesis edeceğimiz arsa veya arazide yeniden ölçüm yaparak , fiziki olarak bu atık enerji kanallarını aramamız, bulmamız ve önlememiz gerekir.
Son yıllarda insanlardan şu söyleyişlerle pek çok yakınmalar duyulmaya başlanmıştır :
"Yeteri kadar uyuduğum halde, bir türlü dinlenmiş olarak yatağımdan kalkamıyorum, adeta yorgun bir şekilde uyanıyorum".
"Rahatsızlığımın tedavisi için hekime başvurdum ve hekimimden sağlık yardımı aldığım halde yeniden iyileşmem çok uzun sürüyor".
"Vücudumun kendini koruma gücünün ( vücudun ümmin sistemi ) azaldığını fark ediyorum, çok sık hastalanıyorum, rahatsızlığımın biri biterken diğer bir rahatsızlık içine düşüyorum".
"Eskiden bir rahatsızlıktan hızla kurtulur çabuk iyileşirdim, son yıllarda bu durum oldukça bozuldu".
"Son yıllarda giderek daha hızlıca yaşlandığımı fark ediyorum".
"Yeni taşındığımız bu evde bir türlü dinlenmiş olarak uykudan kalkamıyorum".
İşte ; ilgililere ve topluma sunacağımız hizmet özetle bu doğal tehdidin önlenmesi eylemidir. Bu suretle çevresinde atık enerji kalkanı kurulmuş bulunan bir mekan ; artık bir anlamda, “korunmuş alan” , “doğal bir sağlık merkezi” ve "arındırılmış temiz bölge" konumuna getirilmiş olacaktır . Böyle bir “korunmuş alanın” , o alan (örneğin o yapının bulunduğu arsa veya o tesisin kurulu olduğu arazi parçası ) içerisindeki mekanlarda yaşayan kişilere sağladığı faydalardan bazıları şunlardır :
Mimarlar , inşaat mühendisleri ve inşaat müteahitleri bakımından , projelendirerek inşa edecekleri bir yapıda yaşamlarını sürdürecek olan insanları veya diğer canlıları ( yani ekonomik kıymet oluşturan hayvanları ) dünyanın atık enerjisinin zararlarından koruyabilmek için dikkate alabilecekleri ve yapabilecekleri sadece iki uygulama vardır. Yani sadece iki türlü koruma yolu vardır. Şimdi sırasıyla bunları belirtelim ve kritik edelim :
1. YOL : Binayı oturtacakları arsayı kaplayan küresel ( global ) ağ çizgilerini ( Kuzey-Güney ve Doğu-Batı yönlü atık enerji kanallarının oluşturduğu küresel kafes ) önceden bir radyesteziste buldurtarak , atık enerji kanallarını işaretlemek. Bina planında da bu kanalların geçtiği yerleri , kanalı tamamen örtecek kadar kalın ( yaklaşık 40cm eninde ) duvarlar içine almak. Yani kanalları kalın bölme duvarlarının içine saklamak ve bu suretle insanların kanallar üzerinde bulunmalarını fiziki olarak en baştan engellemek.
Bu durumda , binadaki en büyük bölmenin genişliği ancak 180cm x 230cm olabilecektir. Asla ekonomik bir kullanıma müsait olmayan , ayrıca yapılan binanın müşteriye satışını da neredeyse imkansız duruma getiren bu birinci uygulamayı inşaatçılarımızdan beklemek ve istemek ; hem çok büyük bir haksızlık , hem de ilim dışı bir anlayış olur. Çünkü , bugünkü modern yaşam koşullarında insanlar , en büyük odası yaklaşık 4 metrekare olan evlerde asla oturmazlar , salonunun dahi büyüklük sınırı ancak 4 metrekare olan evlerde yaşamayı kabul etmezler. Sonuç olarak bu 1. YOL , uygulanması neredeyse imkansız bir hüviyet taşımaktadır.
Sayın Prof. Dr. Ernst Neufert ( bkz. Kaynak no : 1 ve 2 ) tarafından küresel ağ çizgileri hakkında çok açık olarak bilgi verildiği , evlerin ve mekanların içlerinden geçen atık enerji kanallarının oralarda yaşayan insanlar üzerindeki hasta edici ( patojenik ) etkileri açıklıkla beyan edildiği , ve bu eserler mimarlık fakültelerinin temel kitaplarından olduğu halde ; yukarda beyan ettiğimiz üzere yapılacak inşaatın ekonomik olamaması şeklindeki zorunluluk sebebiyle Prof. Neufert' in uyarısı inşaatçılar tarafından dikkate alınamamıştır. Yani , inşaatçılar çaresizlik dolayısıyla bu uyarıyı dikkate alıp uygulamaya koyamamışlardır.
Bu durumda sayın mimarlar , inşaat mühendisleri ve inşaat müteahhitleri kaçınılmaz olarak aşağıda sunulan 2. YOL' u kullanmak isteyeceklerdir. "İsteyeceklerdir" diyoruz , çünkü , eminiz ki ; çok büyük emek ve yorgunluklarla topluma kazandırdıkları yapıların , sağlamlık ve zarafetlerinin yanında insan sağlığını koruyan mekanlar olmasını da , insanlıkları icabı olarak mutlaka arzu ederler.
2.YOL : Binayı oturtmayı tasarladıkları arsa veya araziye , tarafımıza müracaat ederek atık enerji kalkanı kurdururlar. Daha arsanın sınırlarında , toprak üzerinde küresel ağ kanalları durdurulmuş olan korunmuş bir bina yerleşim alanı kazanırlar. Bu temiz alana ; kendi bilim ve tecrübeleri ışığında ve günün inşaat , görgü ve tercihlerini rahatlıkla uygulayabilmek şartıyla , hatta teknik imkanlar dahilinde arsa sahibinin isteklerini de diledikleri şekilde yerine getirerek binayı kondururlar. Böylelikle binalarını teknik ve estetik anlamda , bilimsel ve mesleki bir zevkle inşa ederlerken , orada iskan olan insanların sağlıklarını koruma çaresini bulmuş olmanın vicdani rahatlığını da yaşarlar.
İlim ve İlim adamlarının birer rütbesiz hizmetkarı oldukları "İNSANLIK" adına dileğimiz ; bundan sonra sayın inşaatçılarımızın ve inşaat işlerinin kamusal denetimini yapan sayın kurumlarımızın , bu projemizde sunulan ; insanları dünyamızın atık enerjisinin zararlarından "KORUMA" yı , görevlerinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul etmeleridir.
Ayrıca ümidimiz odur ki ; toplum bu konuda bilinçlenecek , bundan sonra bireyler yaşamlarını sürdürecekleri mekanların dünyanın atık enerjisi bakımından "KORUNMUŞ" alanlar olmasını isteyecek ve gözeteceklerdir.